GenelTarih

İttihat Terakki Dönemi Ve Milli Ekonomi

Milli İktisat Doktrini

Osmanlı Devleti’nde, Tanzimat öncesi, daha çok Batının ekonomik başarılarını ülkede yakalamak arzusunda olan ilk yenileşme girişimlerin ardından, XIX. yüzyılın ortalarından itibaren iktisadi düşünce teorik olarak arka planıyla birlikte öğrenilmeye çalışılmıştır. Bu iktisadi düşüncedeki çağdaşlaşma sürecinde, özellikle liberal iktisadi düşüncelerin ülkenin iktisat alanını kuşatmaya başladığı görülmektedir. M. Şerif Efendi ile olgunlaşan liberal anlamda ilk profesyonel iktisat anlayışı, Ohannes Paşa ile daha bilimsel bir kimlik kazandı. Ohannes Paşa Mekteb-i Mülkiyedeki derslerinde serbest ticareti savunmaktaydı. Diğer taraftan İttihat ve Terakki liberalizminin oluşmasında etkili olan kişi şüphesiz Maliye Nazırı Cavid Bey’dir.

Bilimsel anlamda liberalizmin işlendiği bu dönem, aslında sönük de olsa himayeci görüşleri de barındırmaktadır. Ahmet Mithat Efendi ve Musa Akyiğitzade ile olgunlaşan himaye usulü, F. List’in görüşleri çerçevesinde gelişerek tutarlı ve bilimsel yaklaşımlarla liberal görüşlere tepkisini ortaya koymuştur. Ancak Balkan Savaşı’na kadar ülke politikalarındaki etkinliğini sürdüren liberal anlayışın karşısında, savaşa verilen tepkinin de etkisiyle, Türkçülük akımıyla desteklenen milli iktisat anlayışı kendini göstermeye başlamıştır. Böylece 1914’ten sonra olgunlaşarak savaş ortamının olağanüstü şartlarında alternatifsiz kalan Milli İktisat gündeme gelmiştir.

Bu döneme kadar Osmanlı aydını her ne kadar özgürlük, eşitlik akımından etkilenerek padişahın yetkilerini sınırlandırmak istese de, liberal akım yandaşları da dâhil olmak üzere uzun süre Osmanlıcılık Fikri’nden hiçbir zaman ayrılmamışlardı. Ancak Balkan Savaşı’ndan sonra artan milliyetçi hareketler, yeni bir akımın, Türkçülük akımının yayılmasına neden olmuştur. İşte bu doğrultuda iktisadi düşüncede de liberal anlayışın karşısına Milli İktisat kavramı yerleşmeye başlamıştır. Bunun için 1915 yılı Milli İktisat açısından bir başlangıç olarak sayılmaktadır. II. Meşrutiyet sonrası iktisadi yapılanmayı gruplandırmaya çalışırsak 1908-1913 yılları arasını liberal dönem olarak adlandırılırken, 1914-1918 yıllarını Milli İktisat dönemi olarak adlandırılır. I.Dünya Savaşı’yla birlikte, savaş ortamın doğurmuş olduğu zaruretten dolayı bu dönemde izlenen iktisat politikalarında zorunlu bir değişiklik olmuştur. Savaş koşullarının oluşturduğu bu yapısal zorunluluk, İttihatçılar arasında Milli İktisat düşüncelerinin yaygınlaşmasını ve hâkimiyetini sağlamıştır. Zaten İttihat ve Terakki’nin yarı resmi yayın organı niteliğindeki İktisadiyat Mecmuası’nın da 1915’te yayın hayatına başladığı düşünülürse, bu akımın daha çok I Dünya Savaşı ve sonrası döneme damgasını vurduğu ortaya çıkmaktadır.

Milli iktisat Politikasına Geçiş Sebepleri

I.Dünya Savaşı’nı gelindiğinde ittihatçıları milli iktisada zorlayan çeşitli sebepler vardır. Bunların başında XIX. yüzyılın son çeyreğinden başlayan Osmanlı-Almanya yakınlaşması ve bunun sonucunda devletin kurumlarında Alman nüfusunun egemen hale gelmesidir. Alman nüfusu sadece askeri alanda değil, iktisadi alanda da devleti etki halinde bırakmıştır. İttihatçılar kısa zamanda Alman iktisatçıların savunmuş olduğu doktrinlerin etkisinde kalmışlardır. Bütün bu gelişmeler paralelinde I.Dünya Savaşı’nın getirmiş olduğu zorluklar Osmanlı Devleti’nin Milli İktisat modelini benimsenmesinde etkili olmuştur. XX. yüzyılın başlarından itibaren klasik iktisatçıların etkisinde olan ittihatçılar, bu yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren benimsemiş oldukları liberal iktisadi politikalarında vazgeçip, Almanya’nın benimsemiş olduğu Milli iktisat politikasını uygulamaya çalışmışlarıdır. Milli İktisat politikasını uygulamış olan Alman iktisadını ve bu politikanın kurucusu F.List’i daha iyi tanımaya başlamalarıyla ittihatçı Milli İktisat politikası şekillenmeye başlamıştır.

İttihat Terakki Dönemi Ve Milli Ekonomi 2

I.Dünya Savaşı’nın başlamasıyla zaten zor durumda olan Osmanlı Maliyesi daha da kötüleşti. Savaş koşulları güçlükle ayakta durmaya çalışan Osmanlı Sanayisini vurdu. Cephelere asker temini için toplanan askerlerden dolayı başta Anadolu’da olmak üzere ticaret, ziraat, hayvancılık yapılamaz oldu. Devlet aynı anda birçok cephede çarpışmak zorunda kaldığı için, vergileri toplamakta güçlük çekti. İşte bütün bu sebeplerden dolayı devlet savaş masraflarını karşılayamaz oldu. Bütün bu olumsuzluklara rağmen Osmanlı Devleti I.Dünya Savaşı’nda 400 milyon lira gibi yüklü bir harcama yapmak zorunda kaldı. İttihatçılar tarafından 1914-1918 yılları arasında izlenen Milli İktisat politikası aslında kendini zorla kabul ettiren bir savaş ekonomisidir. Milli sanayilerini geliştirmek için Almanya’nın uyguladığı Milli İktisat politikasıyla, İttihat ve Terakki iktidarının savaş yıllarında uyguladığı Milli İktisat politikaları birbirinden farklıdır.

Milli İktisadın Uygulanması

İttihat ve Terakki dönemi Osmanlı ülke ekonomisine baktığımızda bu dönemin en belirgin özelliği milli bir ekonomi modelinin benimsenmesidir. Cemiyetin iktidardaki ilk yıllarından itibaren iktisat anlayışında milli ekonomi modeli benimsediği göze çarpar. İktisadi yapılanmada, İttihat ve Terakki Cemiyeti aynı zamanda ekonomik reformdan ve özellikle de kamu maliyesinin daha rasyonel bir biçimde örgütlenmesinden yanaydı. Kısmen kapitülasyonların zorunlu kıldığı, liberal iktisadi ilişkilere tepkiyi oluşturuyordu. Osmanlı Milli İktisadı politikası Cumhuriyet yıllarında da sürdü; hatta devletçilik adı altında ikinci Dünya Savaşı ertesine değin etkin oldu. Balkan Savaşları ertesi, millete dönüşme özlemi organik bütünselliği gerektiriyordu. Bundan böyle Osmanlı ülkesi yabancılara muhtaç, olmaksızın kendi yağıyla kavrulacak, Milli İktisadın ilkelerini benimseyerek hem tarım, hem sanayi ülkesi olacaktı. Zira bu yüzyılın başlarından itibaren dünyada birçok ulus Milli İktisadı benimsemişti.

II. Meşrutiyetin ilk döneminde liberal düşüncenin İttihat ve Terakki’nin beklentisi doğrultusunda sonuç vermediği kısa sürede görüldü. Osmanlı milletini oluşturmayı amaçlayan Osmanlı liberalizmi farklı sonuçlar doğurmuş, ayrılıkçı akımlar giderek güç kazanmıştı. Bunun yanı sıra, liberal iktisat kapitülasyonlarla ayrıcalıklı kılınan yabancı ve gayrimüslim kesimlerin işine yaramıştı. Müslüman tüccar ve zanaatkâr giderek etkinleşen rekabet ortamında yoksullaşmış, piyasadan çekilmek zorunda kalmıştı. I. Dünya Savaşı ile birlikte durum daha da vahim bir görünüm kazanıyordu. Dış iktisadi ilişkilerin kesildiği bir ortamda Osmanlı kendi olanaklarıyla yetinmek zorunda kalmış, bir iktisadi yapıya doğru yönelmişti. Savaş öncesi ortalama 15.000.000’u besin maddesi, 30.000.000’u sınaî mal olmak üzere yılda toplam 45.000.000 Osmanlı Liralık ithalatı gerçekleştiren Osmanlı Devleti 1915’te bu miktarın yüzde 3’ünü bile yurda sokamamıştı. Tüm bu koşulların yarattığı belirsizlik ortamında Milli İktisat çözüm yolu olarak görülmüştü. Bundan böyle Osmanlı ülkesi dışarı kapanarak kendi yağıyla kavrulacak Milli İktisadın ilkeleri doğrultusunda hem tarım, hem de sanayi ülkesi olacaktı.

Bu doğrultuda 1915 sonbaharında Milli İktisada doğru düsturuyla, Milli İktisadın kuramsal yayım organı İktisadiyat Mecmuası yayımlanmaya başladı. Akabinde Tekin Alp İktisadiyat Mecmuasının başyazarı ve İttihatçıların iktisadi konularda ideoloğu haline geldi. İlk sayısında yer alan mecmuanın mesleği, Milli İktisada Doğru başlıklı yazıda, Türklerin Alman ulusunu örnek almaları gerektiği kaydediliyordu. Almanya, yarım yüzyıldan kısa bir sürede sanayileşmiş, bağımsız bir ekonomik yapıya kavuşmuştu. İktisadiyat Mecmuasına göre, Almanya’da ilerlemenin, yükselmenin ve gelişmenin kaynağı milliyet ilkesiydi. Milli İktisadı Almanlar bulmuş ve uygulamaya sokmuşlardı ve Milli İktisadın baş mimarı Friedrich List’ti. List gibi Smith, Ricardo, Bastiat, John Rae, Paul Cauwes gibi Milli İktisatçıların görüşleri İttihatçılar tarafından revaç buldu. Türkler bir an önce milli bir iktisat oluşturmalı, milli iktisatçılar yetiştirmeliydi. Türk Yurdu Dergisi 1915 yılını Milli İktisat açısından bir başlangıç sayıyordu. Ruh, azim ve mefkûre açısından Batı anlamında devlet ve ulus olma girişimine bu yılda başlanmıştı.

Türk Yurdu Dergisi 1908-1915 döneminde Osmanlı ülkesinde köklü dönüşümler olduğunu kaydediyordu. Milli fikir her köşeye nüfuz etmiş, milliyet cereyanı egemen olmuştu. Osmanlı liberali iktisadı ve sosyolojiyi, matematik, kimya gibi mutlak yasaları olan gayr-i milli, soyut bilimler olarak görmüş, evrenselliğini benimsemişti. Oysa her iki disiplin de somut gerçeklerden arındırılamaz, milli yönden göz ardı edilemezdi. Milli İktisada göre, her ulusun bir iktisadi gerçeği vardı. Bunlar ulusa özgü bir dizi kurumlarda beliriyordu. İşte bu nedenle iktisadi gerçeği, klasik iktisat öğretisi ışığında bulmak olanaksızdı. Soyut kavramlarla çözüm arayan klasik iktisat ülkenin somut gerçeklerine uyarlanamazdı. Milli İktisadı oluşturmak için ülke gerçekleri gözlenmeli, somut gelişmeler izlenmeliydi. Öte yandan iktisadi gerçek aranırken salt o günün gerçekleriyle yetinilemezdi. Ülkenin ve insan topluluğunun geçmişinin, tarihinin göz önünde bulundurulması gerekiyordu; çünkü geçmiş günün gereklerine önemli ölçüde ışık tutardı. Geçmişi anlamadan bugünü değerlendirmek olanaksızdı. Onun için bugünü oluşturan etmenlerin sebeplerini geçmişte aramamız gerekir.
Bir ülkede ihtiyaç ve menfaat ortak bir nitelik taşımalı, birey ortak çıkar uğruna her türlü özveride bulunabilmeliydi. İttihatçıların ileri sürdükleri bu görüşler kuşkusuz Alman tarihçi okulundan esinlenmişti. Türkler kendi içlerinden, Avrupa sermayesinden de istifade ederek, bir sermayedar burjuva sınıfı çıkaramayacak olursa, yalnız asker, memur ve köylüden güç alan Osmanlı-Türk topluluğu çağdaş bir devlete ilelebet dönüşemezdi. Osmanlı Devleti’ni ancak Türk burjuvazisinin doğuşu kurtarabilirdi.

İttihat Terakki Dönemi Ve Milli Ekonomi 3

İttihatçılar Osmanlı Devleti’nin varlığını devam ettirebilmek amacıyla her alanda milli bir politika izlemeye başlamıştır. Bu politikanın bir sonucu olarak Müdafaa-i Milliye Cemiyeti 31 Ocak 1913’tekurulmuştur. İttihat ve Terakki yönetimi bu cemiyeti her alanda olduğu gibi ekonomik alanda da değerlendirmiş, ihtiyaç duyulduğunda iç borçlanma ve yardım olarak halktan para da toplamıştı. 1913’teki Bab-ı Âli Baskını ile iktidarı tam olarak ele geçiren İttihat ve Terakki yönetimi Millî İktisat çabaları çerçevesinde, ekonomiyi millileştirmek ve yabancı şirketleri denetim altına almak için gayret göstermiştir. Alman ve Avusturya elçileri de dâhil olmak üzere bütün devlet elçilerinin protestosuna rağmen 1 Ekim 1914’de geçici kaydıyla kapitülasyonları kaldırmıştır. İttihat ve Terakki yönetimi, I. Dünya Savaşı’nın başlaması ve bütün olumsuzluklarına rağmen ekonomik politikalarını uygulamaya devam etmiştir.1916 Kongresinde iktisadi sorunlar ve izlenen Milli İktisat politikası ile sosyal devlet kongrenin diğer gündem maddelerini oluşturdu. İstanbul’un iaşesi, milli şirketler, yeni demiryolları, demiryolu, liman, para reformu, sanayileşme, teknik eğitim, iktisadiyat meclisi, madencilik, tarım, ormancılık alanlarında hükümetin icraatı açıklandı. Kongreye sunulan Merkez-i Umumi raporunda Osmanlı Devleti’ni Cihan Harbi’ne girmeye zorlayan koşullar, uluslararası güç dengeleri ışığında değerlendirildi.

Kapitülasyonlardan kurtulma özlemi savaşa girişin temel nedeniydi. Diğer bir deyişle Cihan Harbi, İttihat ve Terakki için bir kurtuluş savaşıydı. İttihat ve Terakki savaşla birlikte ulusal kimlik alanında önemli bir yol kat etti. Kapitülasyonlar tek taraflı olarak kaldırıldı. Yabancı anonim şirketler ve sigorta şirketlerinin ayrıcalıklı konumlarına son verildi. Bundan böyle tüm bu şirketler, Osmanlı mevzuatına tabi tutulacaktı. Esas faaliyeti Osmanlı topraklarında olan şirketlerin, Osmanlı uyruğuna geçmeleri istendi. Türkçe, ticari işlemlerde zorunlu kılındı. Meslek okulları ve gece dersleri açılarak, yabancıların ve gayrimüslimlerin tekelinde olan ve beceri gerektiren iş kolları Müslüman Osmanlılara açıldı. Kapitülasyonların kaldırılışından sonra, tarifeler bir kenara bırakılarak, spesik tarifeler yürürlüğe kondu. İhracat heyeti aracılığıyla dış ticareti devlet doğrudan üstlendi. Osmanlı parasının dış değerini korumak amacıyla kambiyo işlemleri Kambiyo Muamelatı Merkez Komisyonu’nun denetimine verildi. İttihat ve Terakki’nin ön ayak oluşuyla taşrada kurulan milli bankalarla Anadolu Müslüman eşrafının birikime girmesi sağlandı. Yerel kredi kurumlarına gerek maddi, gerek manevi her türlü kolaylık sağlandı. Osmanlı para ve kredi politikası yabancı bankaların denetiminden kurtarıldı. Giderek pazar ekonomisine açılan Batı Anadolu’da etkinleşen yerel kredi kurumları, piyasa için üretimde bulunan Osmanlı üreticisine kredi olanakları sağlarken, üreticiyi yoksullaştıran önceden satışları sınırladı ve çiftçinin malını sendikalaşan alıcı firmalar karşısında yok pahasına elinden çıkarmasını önledi. Yerel kredi kurumlarının yanı sıra, özellikle Ege yöresinde, eşraf, yerel tüccar, çiftçi, satış ve kredi kooperatiflerinde bir araya geldi. İttihat ve Terakki’nin yerel örgütleri, sendikalaşarak piyasayı denetleyen yabancı şirket ve gayrimüslim büyük tüccara karşı Müslüman üretici ve tüccarı kooperatif ya da anonim şirket çatısı altında birleştirdi. Savaşla birlikte, Bab-ı Âli büyük kentlerin iaşesini örgütlemeye girişti.

Başlangıçta belediyelere verilen görev, bu birimlerin yetersiz kalışı sonucu ülkenin en yaygın ve güçlü örgütü olan İttihat ve Terakki’ye devredildi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin İstanbul Murahhası Kara Kemal Bey’in gözetiminde kurulan Heyet-i Mahsusa-i Ticariye, başta İstanbul olmak üzere büyük kentlerin iaşesini üstlendi. Ekmek, şeker, gaz gibi temel tüketim maddelerinin sağlanmasını ve dağıtımını örgütledi. Heyet-i Mahsusa-i Ticariye, İttihatçıların özlemini duydukları sermaye birikimi sorununa da çözüm getirdi. Milli anonim şirketleri için gerekli fonlar bu heyetin bünyesinde oluşturuldu. İttihat ve Terakki başlangıçta piyasayı tümüyle denetlemekten kaçındı. Temel tüketim maddelerini karneye bağlayarak talebin giderilmesine çalıştı. Ancak karaborsa ve istifçiliğin yaygınlaşması ve fiyatların alabildiğince yükselmesi üzerine, narh uygulamasına geçildi. Karneden narha kadar değişik yöntemlere başvurulduysa da kent halkının beslenme sorununa kalıcı bir çözüm getirilemedi. Etkin bir iaşe örgütü oluşturulamadı. İaşecilik, İttihat ve Terakki’nin savaş döneminde zorunlu olarak uygulamaya soktuğu devlet İktisadiyatı’nın bir parçasıydı. 1914 ertesi devlet iktisadi yaşamın hemen her alanında etkinliğini artırmıştı. İktisadiyat Meclisi ve İaşe Meclisi kurularak, ülkenin iktisadi gelişimi bu kuruluşlar aracılığıyla yönlendirilmek istendi. Savaşın son yılında gündeme gelen, Kemal Bey’in başında bulunduğu İaşe Nezareti ise savaş devletçiliğini bakanlık düzeyinde örgütledi.

I.Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı düzenini çökerten, cephedeki gelişmelerden çok, cephe gerisinde savaş ekonomisinin neden olduğu yapı değişikliğiydi. 1914-1915 döneminde Osmanlı ekonomisi ilk kez topyekûn savaş olgusuyla karşı karşıya geldi. Dış ekonomik bağlantılar kesildi, ülke kendi olanaklarıyla yetinmek zorunda kaldı. Savaşın başlamasıyla birlikte devlet, büyük bir savaş finansmanı sıkıntısına girdi. Tüm ülke kaynakları seferber edildi. Bu arada savaş ekonomisi, Anadolu’yu kent pazarlarına açtı. Seferberlikle birlikte ordu yoğun bir talep doğurdu. İktisadi yaşam giderek devletin denetimine girdi. Satın almanın yanı sıra, zaman zaman el koyma yöntemleriyle ordunun ihtiyacı karşılandı. Mal ve hizmetlerin önemli bir kısmı savaş gereklerine ayrıldı, cephe gerisinde halkın yaşam düzeyi sürekli düştü. Cihan Harbi yıllarına kadar Osmanlı, Batı’da gözlenen spekülatif fiyat artışlarıyla karşılaşmamıştı. Çoğu kez devlet bu tür eğilimlere narh türü piyasa dışı yöntemlerle set çekmişti. Osmanlı ekonomisinin durağanlığı geleneksel gelir bölüşümünün güvencesiydi. Düşük nüfus yoğunluğu ve nüfus artış hızının sınırlı oluşu enflasyonu olanaksız kılıyordu. Öte yandan kredi mekanizmasının yeterince gelişmemiş olması ve para benzeri araçların dolaşımda sınırlı etkinliği Babı- Âli’nin değerli maden esası üzerine kurulu para sistemini enflasyonist gelişmelere kapalı tutmuştu.

İttihat Terakki Dönemi Ve Milli Ekonomi 4

Babıâli 398.500.000’i bulan savaş giderlerini, büyük ölçüde, emisyonla karşılamıştı. Toplam 102.400.000 dış kaynak sağlanmış, istimal ve müsaderelerden 49.500.000 elde edilmişti. Geri kalanın 42.900.000’i normal, 203.700.000. olağanüstü bütçelerden ödenmişti. Savaşan diğer ülkelerde olağanüstü giderler, genellikle vatandaşın gelir ya da servet şeklindeki satın alma gücü, vergi ya da borçlanmayla devlete aktarılarak karşılanmıştı. Ancak bu yöntemler yetersiz kaldığından, hemen hemen her ülkede olduğu gibi kağıt para basımına gidilmiş ya da kâğıt para karşılığında hazine bonosu ıskonto ettirilmişti. Babıâli ise, vergi sisteminin yetersizliği ve iç borçlanma deneyiminin ve gücünün olmayışı nedeniyle, ancak para arzını artırarak ve bir ölçüde dış borçlanmaya giderek savaşı finanse etmişti. Bunun için devlet Avusturya – Macaristan bankalarından dış borç alımına gitmek zorunda kaldı.13 Mart 1333 tarihinde meclis görüşmelerinde Avusturya- Macaristan bankalarından 240 milyon kronluk kanun layihası kabul edilir. Kanun görüşmelerinde söz alan dönemin Maliye Nazırı Mehmet Cavid Bey; Avusturya-Macaristan’a Harbiye Nezareti’nin ihtiyaçları için bazı siparişlerin verildiği ve bunların bir kısmının teslim edildiği kalanların ise anlaşma çerçevesinde ilerdeki zaman diliminde teslim edileceğini ifade etmiştir. Bütün bu gelişmeler dönemin Hariciye Nezaretinin Viyana Sefiri Kebirle yaptığı yazışmalarda da açıkça görülmektedir: Bab-ı Ali Hariciye Nezaretine Mehruhinİ’ane Komisyonu Rusçuk Şehbenleri; Nezarette müteşekkil mecruhini’ane komisyonu tarafından vuk’u bulan siyaret üzerine Viyana Sefareti seniyesince mebaliye olunan 14971 metre Amerikan bezinin 22 Mart’ta şeker kumanyasına teslim eylediği ve nakliyat hususuyla Rusçuktan itibaren fevkalede meşgul olduğunda ne zaman der sa’adete vasıl olacağının tayini kail olamadığı seferet-i müşarfeyhadaiş’ar olmuştur bu hususu icab edenlerle görüşülerek lüzum-ı aciz mebni eşya-ı mezkurenin suret-i sevki esbabının Nezarete malumat i’tasıluzumu beyan olunur.” Bu gelişmelerin yanında Babıâli, savaşla birlikte sermaye hareketlerinin denetimine gerek duymuş, Ticaret Odası ve bankaların istemi üzerine borç erteleme ilan ederek iç ve dış borçların ödenmesini ertelemişti. Bu arada altın ihracı yasaklanmış, savaşın son yıllarında kambiyo denetimine gidilmişti. Savaş büyük ölçüde kâğıt para emisyonuyla finanse edilmiş, Temmuz 1915 ile Ekim 1918 arasında 161.000.000 Osmanlı Lirası basılmıştı. 1915 yılı başlarına değin değerini az çok koruyan kâğıt para, giderek altın karşısında değer yitirmiş, Kasım 1917’de 1 altın lira,6 kâğıt liraya kadar düşmüştü. Dört yıllık savaş döneminde para arzı hemen hemen dört kat artmış, mal ve hizmet arzındaki düşüş karşısında enflasyonist tırmanış kaçınılmaz olmuştu.

Bu arada psikolojik ve spekülatif etmenler fiyat artışlarını sürekli körüklemiş, enflasyonist yükselişin süreceği, ellerindeki para stokunun gittikçe değer yitireceği kaygısıyla tüccar parasını süratle mala çevirmişti. Böylece paranın tedavül sürati yapay olarak artırılarak zincirleme muamelat denilen işlem türü doğmuş, savaş boyunca enflasyon korkusuyla, enflasyon körüklenmişti. Öte yandan spekülatif kazançlar özendirici boyutlara ulaşmış, ticaretle ilişkisi olsun olmasın, sağdan soldan üç-beş kuruşu denkleştiren, parasını mala yatırmıştı. Tüm bu gelişmeler sonucu piyasa işlerliğini yitirmiş, istifçilik, karaborsacılık yaygınlaşmış, mal darlığı daha da belirginleşmişti. Savaşın finansmanı ister emisyon, ister vergi ya da borçlanmayla gerçekleşsin, son kertede halkın sırtına yüklenmişti. Ancak diğer ülkelerde savaş kazançları olağanüstü vergilerle devlete yansıtılırken, para basmak gibi kolay, ancak sakıncalı bir finansman yolunu izleyen Bab-ı Âli, enflasyonun neden olduğu gelir bölümündeki çarpıklıklara seyirci kalmıştı. Öte yandan savaş psikolojisi nedeniyle mal ve hizmet arzının giderek daralacağı ve fiyat artışlarının sürekli artacağı beklentisi ülkeyi hızlanan bir enflasyon sürecine sokuyordu. Piyasanın işlerliğini yitirmesi fiyatlar üzerinde olumsuz etkisini göstermekte gecikmedi. Fiyatlardaki artış, talebi sınırlayacak yerde daha da körükledi.
Sınırlı mal ve hizmet arzı, alım gücündeki genişleme, ileride fiyatların daha yükseleceği ve mal bulunamayacağı kaygısı, alıcıların likiditelerini mala dönüştürmelerine neden oldu. Psikolojik etmenler fiyat artış hızını belirlemeye başladı. Tüm bu olumsuz gelişmelere karşın İttihat ve Terakki yönetimi enflasyonu dizginleme uğraşını sürdürdü. Narhtan karneye değişik yöntemler uyguladı. Cemiyeti iaşe işinde seferber etti. Orduyu devreye soktu. İlk kez propaganda girişiminde bulundu. Ulusal kimliği vurgulayarak piyasaya çeki düzen vermeye çalıştı. Savaşın son yılı gerçekleştirilen iç borçlanma bu alanda verilmiş bir sınavdı. Osmanlı XIX. yüzyılın ortalarından itibaren dış borç almaya başlamıştı. Zaman zaman avans niteliğinde kısa vadeli iç borçlanmaya gidilmişse de, kaynağını Galata bankerleri oluşturmuştu. O dönemde halkın devlet tahvili ya da bonosu alması düşünülemezdi. Geniş halk kitlesinin tasarrufuna başvurarak orta ya da uzun vadeli iç borçlanma ilk kez savaş yıllarında denendi. Dâhili istikraz diye bilinen Osmanlı Devleti’nin ilk iç borçlanması aslında bir Alman önerisiydi. Osmanlı yönetimi halka borçlanma girişiminin olumsuz sonuçlanmasından çekindi. Savaş döneminde mali bir yenilginin iç ve dış kamuoyunda doğuracağı kaygı ve güvensizlik İttihatçıları uzun süre böyle bir girişimden alıkoydu.

Ancak savaş yıllarında Osmanlı’nın özveri duyguları sürekli işlendi. Düşmana karşı savaşta maddi, manevi her türlü olanağın seferber edilmesi kaçınılmaz addedildi. Geniş bir kampanya açıldı. Şarkılar bestelendi, marşlar yazıldı, tütün ve sigara kâğıdı paketlerine etiketler kondu, filmler çevrilerek sinemalarda gösterildi. Tüm bu girişimler sonucunda iç borçlanma başarıyla sonuçlandı. Osmanlı maliyesi ilk kez halkıyla barıştı, bütünleşti. Ulusal duygularla halk seferber edildi. İç borçlanma ülkedeki spekülatif girişimleri bir ölçüde önledi. Tedavüldeki para hacmini daraltarak kâğıt paranın değer kaybını sınırladı. Kısmen enflasyonist gelişmeleri dizginledi. Savaş devletçiliği ana hatlarıyla para ve kredi kurumları üzerine kuruldu. Osmanlı ilk kez parasal sorunların toplumsal dengelerle bu denli ilintili olduğunu gördü. Osmanlı yönetimi zaman zaman para sıkıntısı çekti, kimi kez iflasın eşiğine geldi. Yüzde 300’e varan yıllık fiyat artışı karşısında Osmanlı yönetimi çaresiz kaldı. Toplumsal düzen altüst oldu, geleneksel yapı çözüldü. Osmanlı toplumu her şeyden önce bir ahlak sorunuyla karşı karşıyaydı. İttihatçı çevrelere göre tüccarın aşırı fiyatla mal satışı, memurun yasadışı yollarla ticarete atılışı, hep ahlak buhranından kaynaklanmaktaydı. Bu tür çarpıklıkları yasa, tüzük gibi mevzuatla önlemek olanaksızdı. İktisadi kargaşa belirli bir teşkilatla, güçlü bir inzibatla önlenebilirdi. Osmanlı toplumunda güçlü bir ahlak anlayışı bulunmadığı için, ticarette spekülatif girişimler ve istifçilik rağbet görmüştü. Savaşın neden olduğu artık değerler ulus yerine bireyin çıkarına hizmet etmişti. Ahlak yetersizliği toplumsal dengeyi bozmuş, ulusal sanayi ve ticaretin gelişimindeki kullanılan artık sefahate harcanmıştı.

Böylece, Osmanlı toplumunun içinde bulunduğu ahlak buhranı harp zenginleri denilen yeni bir sınıfın doğuşuna neden olmuştu. Milli İktisat, ülke iktisadına çekidüzen verilebilmesi için genel ahlak sorununa en kısa sürede çözüm getirilmesini öneriyordu. Milli İktisat ancak ahlak sorununun çözüm bulduğu bir ortamda yeşerebilirdi. Ancak genel ahlak sıkı sıkıya mesleki ahlaka bağlıydı. Ülkede ahlakın yükseltilmesi için önce meslek sınıflarının geliştirilmesi gerekiyordu. İttihatçıların baş edemedikleri enflasyonist gelişme ve toplumsal kargaşa ahlaki nedenlere bağlanarak, bunalımın iktisadi olmaktan çok sosyolojik kaynaklı olduğu ileri sürülmüştü. I.Dünya Savaşı, tüm savaşan ülkelerde olduğu gibi Osmanlı’da da devlete yeni görevler yükledi. Önceleri devlet dışı, vakıf ve benzeri kurumlarla dengelenmeye çalışılan toplumsal düzen, bu kez bilfiil devleti devreye soktu. Devletin sosyal işlevi gündeme geldi. Halkın iaşesi yönetimin temel sorunu oldu. Devletçilik ya da o günkü deyişle devlet iktisadiyatı benimsendi. Aynı yıllarda Darülfünunca çağrılan Alman profesörler klasik iktisattan farklı sosyal iktisadi gündeme getirdiler. Türkiye’de çağdaş anlamda devletçilik Cihan Harbi ile birlikte başladı ve 1930’lu yıllarda doruğuna ulaştı.

İttihat Terakki Dönemi Ve Milli Ekonomi 5

 

Dış Borçlar ve Düyun-ı Umumiye’de Değişim

Cavid Bey, 1908 İstikraz mukavelesi ile mukavelatı mütenevvi hakkında Maliye Encümeni mazbatasında yapılan görüşmelerde Osmanlı Devleti’ni iflasa götüren en önemli etkenin Düyun-u Umumiye olduğunu ifade eder. Ona göre bu kuruluş bırakın devlete faydalı olmayı mevcut olan ekonomik yapıyı daha da kötüye sürüklemiştir. I.Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte, başta Osmanlı Devleti olmak üzere, savaş finansmanı tüm ülkeler için temel sorun haline gelmiş ve bu sorunlar sonucunda devletlerarası iktisadi ilişkiler darbe yemiştir. Osmanlı Devleti bu olumsuz gelişmeler sonucunda dış bor alacağı kaynaklardan mahrum kalmıştır. Borç alacağı kaynaklar kuruyan Osmanlı Devleti, hem finansman temini ve hem de mevcut kaynaklarını elinden çıkarmamak düşüncesiyle 2 Ağustos 1914 tarihinde Tecil-i Düyun Kanun-ı Muvakkati’ni çıkarmış; tüm borç ve taahhüt vadeleri bir ay süreyle ertelemiştir. I. Dünya Savaşıyla birlikte Düyun-u Umumiye İdaresi’nin yapısında da değişiklikler oldu. Bilindiği gibi bu idarenin yönetiminde Osmanlı Devleti’nin savaşmakta olduğu İngiliz, Fransız, İtalyan temsilcileri bulunuyordu. Savaş şartlarının oluşturmuş olduğu olumsuzluklardan dolayı bu temsilcilerin ülkeyi terk etmeleri istendi. Bunun sonucunda Düyun-u Umumiye yönetimi Alman ve Avusturyalı temsilcilere kaldı.

Yabancı Banka Hâkimiyetinin Kırılışı

XIX. yüzyılın sonlarına doğru iflas eden Osmanlı Maliyesi, I.Dünya Savaşı’na gelindiğinde daha büyük ekonomik güçlüklerle karşılaştı. Devlet savaş finansmanını karşılamak için emisyona başvurmak zorunda kaldı. Önceden beri para çıkarma yetkisi Osmanlı Bankası’na aitti. Ancak bu bankanın sermayesi savaş halinde olan İngiliz ve Fransızların elindeydi. Savaşın oluşturmuş olduğu kötü şartlardan dolayı Osmanlı Devleti’nin bu bankanın yöneticilerini Osmanlı tebaasından müdürlerle değiştirdi. Böylelikle Osmanlı Bankası’nın mali baskılarına son verilmiş oldu.
Savaş yılları beraberinde milli bankacılık hareketini de canlandırdı. Özellikle 1917-1918 yıllarında bu alanda büyük atılımlar gerçekleştirildi.1917 başında 4 milyon sermayeyle Osmanlı İtibar-ı Milli Bankası doğdu. Bankanın kuruluş hazırlıkları sırasında, İttihat ve Terakki’nin yarı resmi yayın organı Tanin Gazetesi öncülüğünde çeşitli kampanyalar başlatıldı. Basın yayın yoluyla milli bankanın gerekliliği kamuoyuna benimsetilmeye çalışıldı. Bu bankanın sermayesi büyük çoğunlukta dönemin hükümeti elinde bulunmaktaydı. Bunun için Maliye Nezareti’nin banka üzerindeki denetimi istenildi. Bunun sonucunda 13 Şubat 1332’de Osmanlı İtibar-ı Millî Bankası senedatından Hükümetçe mubayaa olunacak mekadire dair kanun layihası hazırlandı.

Yabancı Ayrıcalıklarının Kaldırılması ve Dış Ticaretin Yeniden Düzenlenişi

İttihat ve Terakki yönetimi savaş ortamın yaratmış olduğu kargaşalık sayesinde 1 Ekim 1914 tarihinden geçerli olmak üzere kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırdı. Bunun sonucunda yabancı kişiler Osmanlı mevzuatına alındı. Vergi hukuku karşısında yabancıların sahip olduğu imtiyazlar kaldırıldı.8 Mart 1915 tarihli bir kanunla Osmanlı uyruklarının tabi olduğu vergi ve resimlere yabancı uyruklarında tabi olacağı ilkesi getirildi. Böylelikle Teşvik-i Sanayi Kanunu’nun yabancılara getirmiş olduğu teşvik kaldırılmış oldu. Savaş ortamın yaratmış olduğu sebeplerden dolayı, savaş halinde olan ülkelerin elinde bulunan birçok stratejik işletmeler, liman ve demiryolu millileştirildi. Gümrük mevzuatı yeniden düzenlendi, ithalat kendiliğinden düştü. İhracata da sınırlamalar getirmek gerekiyordu. Sonuçta ihracat devlet denetimi altına alındı. Kapitülasyonlar sayesinde Avrupalı Devletler servet sermayeleri yanında kendi hâkimiyetlerini de Osmanlı devletine getirmişlerdir. İşte Zengin Osmanlıların ve Osmanlı topraklarında yaşayan yabancıların paralarını yurt dışına çıkarma ve daha sağlam gördükleri paraya çevirme çabaları önlemek için Kambiyo Muamelatı Merkez Komisyonu kurulur, komisyonca verilecek ruhsat olmadıkça bankaların para transferi yapmaları yasaklanır.

Milli Burjuva Oluşturma Çabaları

Savaş yılları dışa karşı iktisadi bağımsızlığı temine yönelik faaliyetlerle birlikte, içte de yerli bir burjuva sınıfı oluşturma çabalarına sahne olmuştur. Savaş ortamında büyük halk kitleleri kıtlık ve yoklukla pençeleşirken diğer taraftan İttihat ve Terakki desteğiyle başta bürokratik kökenli kesim olmak üzere yeni girişimci sınıf ortaya çıkmıştır. İttihat ve Terakki yönetimi bu yeni sınıfın destekçisi olmakla yetinmemiş, bu sınıfı güçlendirmek için devlet hazinesini de seferber etmiştir. Bütün bu girişimler sonuçsuz kalmamış1917 yılında 4 milyon Osmanlı lirası sermaye ile İstanbul’da İtibar-ı Milli Bankası kurulmuştur. Diğer taraftan burjuvazi oluşturma çabaları devlet desteğinde birçok şirketin doğmasına yol açtı.1908-1918 döneminde toplam 236 şirket kurulmuştur. Meşrutiyet’in ilk beş yılında 1908-1913 faaliyete geçen anonim şirket sayısı 113’tü. I.Dünya Savaşı yıllarını oluşturan 1914-1918 döneminde ise toplam 123 anonim şirket kurulmuştu.

Savaş şartlarının yarattığı gıda maddeleri sıkıntısını gidermek için İttihat ve Terakki adına Kara Kemal’in denetleyeceği Heyet-i Mahsusa-i Ticariye kurulmuştu. İstanbul halkının ekmek, gaz, bulgur, zeytin, şeker, sabun gibi ihtiyaçlarını Heyet-i Mahsusa-i Ticariye karşılıyordu. Bu kuruluşun sermaye yardımları ve tekel fiyatlarını devretmesiyle Kara Kemal üç milli şirket kurdurdu. Anadolu Milli Mahsulât Osmanlı Anonim Şirketi Millî İthalat Kantariye Anonim Şirketi ve Milli Ekmekçi Anonim Şirketi. Sermayenin yarısı da Anadolu ve İstanbul esnafı ortak edilen bu şirketler 1916 yılında sırasıyla %159,%60,%33 net kar sağlamışlardır.

Yararlanılan Kaynaklar

İsmail Kurt, İttihat Ve Terakki Döneminde Osmanlı Ekonomisi

Zafer Toprak, İttihat -Terakki ve Cihan Harbi

Zafer Toprak, Türkiye’de Milli İktisat(1908-1918)

Meclisi Mebusan Zabıt Ceridesi; I. Devre, C:I

Meclisi Mebusan Zabıt Ceridesi; I. Devre, C:II

Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi, C:III

İhsan Kemer, Türkiye’de Siyaset ve Devletçilik

Feroz Ahmad; İttihatçılıktan Kemalizm’e

Ziyaeddin F. Fındıkoğlu; Türkiye’de İktisat Tedrisatı ve İktisat Fakültesi Teşkilatı

Vedat Eldem; Osmanlı İmparatorluğunun İktisadi Şartları Hakkında Bir Tetkik

 

*Bu çalışmanın tüm hakları, İsmail Kurt’a aittir.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün