GenelTarih

Trablusgarp’ta Bir Avuç Kahraman: İttihatçı Subaylar Ve Libya’da Destansı Mücadele

İtalya’nın Trablusgarp’ı almak için harekete geçmesine neden olan asıl olay, Fransa ile Almanya arasında yaşanan II. Fas krizidir. İtalya, Fransa’nın Nisan 1911 tarihinde Fas için harekete geçmesiyle, 1900 ve 1902 yıllarında yaptığı gizli anlaşmalara göre; Trablusgarp üzerinde serbestlik hakkına kavuşmuş oluyordu. İtalya Hükümeti, ayağına gelen bu fırsatı kaçırma niyetinde değildi. Bu nedenle Temmuz 1911 tarihinde Avrupalı devletlere, Trablusgarp’ı ele geçirme niyetini bildirmek için Büyükelçileri aracılığıyla müracaat etti.

İtalya Hükümeti, ilk müracaatını İngiltere yönetimine yaptı. İtalyan Büyükelçisi, İngiltere Dışişleri Bakanı ile görüştü. Yapılan bu görüşme sonucu İngiltere Dışişleri Bakanı, Trablusgarp meselesinin barış yoluyla çözülmesinin yararlı olacağını ifade etti. Yalnız bir savaş durumu ortaya çıkarsa İngiltere’nin olaya müdahil olmayacağını bildirdi. İtalya, böylece ilk siyasi desteğini sağlamış oldu. İngiltere’den aldığı destek sonrası Fransa, Rusya, Almanya ve Avusturya ile teşebbüse geçti. Bu teşebbüsler sonucu büyük devletlerden beklediği onayı aldı. İtalya, Fransa ve Almanya’nın Fas krizinin çözümü konusunda bir anlaşmaya varmaları üzerine, vakit geçirmeden Trablusgarp’a yapılacak harekât için hazırlıklarını başlattı. Hızlı bir şekilde hazırlıklara girişmesinin kendine göre bazı nedenleri vardı. Bu sebepler; 1914 yılında yenilenmesi için toplanacak olan Üçlü İttifak görüşmelerinin Fransa tarafından öne çekilmek istenmesidir. Yine Avusturya’nın, Trablusgarp sorunu hakkındaki gelişmelerden rahatsızlık duyduğunu açıklaması, İtalya’nın kuşkulanmasına sebep olmuştur. Bunlara ek olarak, Almanya, İtalyanlardan Osmanlı Devletinin çökmesinin uzun zaman almayacağı için, işgal konusunda acele etmemelerini istemiştir. İtalya ortaya çıkan bu gelişmeler üzerine, büyük devletlerin gizli anlaşmaları bozmasından endişe ederek Trablusgarp için harekât hazırlıklarına başlamıştır.

İtalya, bu gelişmeler üzerine 23 Eylül 1911 tarihinde Osmanlı Hükümeti’ne bir nota göndermiştir. Bu nota’da özetle; İttihat ve Terakki Cemiyeti, Trablusgarp ve Bingazi’de bulunan halkı, İtalyan vatandaşlara karşı kışkırtmaktadır. Başlayan İtalyan aleyhtarlığından dolayı bölgede yaşayan İtalyanların, ayrılmak zorunda kaldığı bu nota’da yer almıştır. Osmanlı Hükümeti ise bu ilk nota’ya cevap olarak; bölgede böyle tehlikeli bir durumun olmadığını, Osmanlı kuvvetlerinin güvenliği sağlayabileceğini ve İtalya’nın bu durum için endişe etmemesini istemiştir. İtalya, göndermiş olduğu notanın bir sonuç vermemesi üzerine Avusturya ve Almanya devletleri temsilciler ile görüşmüştür. Bu görüşmeler esnasında Trablusgarp’ı ele geçirmek için askeri yola başvuracağını ifade etmiştir. Bu durumu iki devletinde olumlu karşılaması üzerine 28 Eylül 1911’de Osmanlı Devletine bir ültimatom göndermiştir. İtalya yönetimi, göndermiş olduğu bu ültimatomun Osmanlı Hükümeti tarafından 24 saatlik süre zarfında cevaplanmasını istemiştir. İtalya’nın vermiş olduğu nota’da özetle; Trablusgarp ve Bingazi medenileşme açısından geri kalmıştır. Osmanlı Hükümeti bu bölgenin ilerlemesi için hiçbir şey yapmamaktadır. Bundan dolayı ekonomik olarak da geri kalmıştır. Bu bölgenin İtalya kıyılarına yakınlığı nedeniyle buraya medeniyet götürülmesi zorunludur. Bu konudaki İtalyan görüş ve fikirleri ise, Osmanlı Devleti tarafından tasvip edilmemektedir. Osmanlı Hükümeti, İtalya’ya bölge için bütün iktisadi imtiyazları vermeye hazır olduğu, bu konuda İtalya yönetimi ile bir anlaşma yapma isteği olmasına rağmen artık böyle bir durum faydasızdır. Bölge de bulunan İtalyan vatandaşlara karşı düşmanca tavırlar sergilenmektedir. Yine nota’da, Trablusgarp ve Bingazi’de İtalyanların ekonomik faaliyetlerinin engellendiği ifade edilmiştir. Özellikle İtalyanlara kötü davranılması üzerine bölgeden İtalyanların göç etmek zorunda kaldıkları vurgulanmıştır. İtalya Devleti için artık Trablusgarp’ın işgalinin zorunlu bir hal aldığı, bölgede bulunan Osmanlı yöneticileri ve memurlarının da yapılacak işgale karşı çıkmamaları, verilen nota’da istenmiştir.

Osmanlı Hükümeti, İtalya yönetiminin gönderdiği nota’yı alır almaz elçileri aracılığıyla büyük devletlere müracaat etmiş ancak bundan bir sonuç alamamıştır. Bu gelişmeler üzerine Osmanlı Hükümeti, 29 Eylül’de İtalya Yönetimine bir cevap notası göndermiştir. Gönderdiği nota’da; Trablusgarp’ın ve Bingazi’nin geri kalmışlığı kabul edilmiştir. Bu geri kalmışlığa kendilerinden önceki idarelerin neden olduğu dile getirilmiştir. İtalyan vatandaşlara karşı düşmanca tavır sergilenmesi konusuna ise böyle bir durumun olmadığı, hatta bölgenin ekonomik kalkınmasında kendilerine ihtiyaç duyulduğu vurgulanmıştır. Bu gelişmeler karşısında İtalya, eğer Osmanlı Devletine karşı bir saldırıda bulunmazsa kendilerinin ekonomik imtiyazlarının genişletilebileceği teklifi de yapılmıştır. Bölgedeki İtalyan veya farklı milletten vatandaşların güvenliği içinde endişe edilmemesi istenmiştir. Ayrıca merkezden Trablusgarp’a gönderilen Derne adlı vapurda asker bulunmadığı, gönderilen cevap notasında yer almıştır. Osmanlı Hükümetinin gönderdiği cevap notasında uzlaşmacı bir tavır takındığı görülmektedir. İtalya yönetimi, Osmanlı Hükümeti’nin göndermiş olduğu bu cevap notasının isteklerini karşılamaması üzerine 29 Eylül 1911 günü Osmanlı Devletine resmen savaş ilân etmiştir. Bu durum üzerine İbrahim Hakkı Paşa ve kabinesi istifa etti. Yerine Sait Paşa, yeni hükümeti kurmuştur.

Trablusgarp'ta Bir Avuç Kahraman: İttihatçı Subaylar Ve Libya'da Destansı Mücadele 2

Osmanlı Hükümeti, İtalya’nın Trablusgarp’ı ele geçirmek için savaş ilân etmesi üzerine bu sorunu çözmek için birkaç plan üzerinde yoğunlaşmıştır. İlk etapta sorunu diplomatik yollarla çözmek istemiştir. Hükümet, bu planı uygulamak için Avrupalı Devletlere başvurmuştur. Onların aracılığı ile bir barış yapılarak, sorunu çözmek istemiştir. Hükümetin ikinci planı, diplomatik girişimlerden bir sonuç çıkmazsa, İtalya’ya taviz verilerek meselenin çözülmesiydi. Son olarak ise eğer bu girişimlerden bir sonuç alınamazsa, Trablusgarp vilayeti eldeki imkanlar doğrultusunda savunulacaktı. Osmanlı Hükümeti bu planların dışında savaşın ilerleyen zamanlarında İtalya’ya karşı bazı yaptırımlarda bulunmuştur. İtalyan mallarına boykot uygulamıştır. Örneğin; 1911 yılında İtalya’dan Osmanlı’ya gelen eşyanın kıymeti üzerinden büyük miktarda gümrük vergisi uygulanmıştır. Ancak Hükümet ihtiyacı olan Kükürtten de %100 gümrük vergisini almadığını görmekteyiz. Osmanlı Yönetimi tarafından bölgede olası bir savaş için Derne Vapuruyla gönderilen silah, cephane ve erzaklar, vilayetin kuvvetlerine dağıtılmıştı.Bir nevi bölgede seferberlik ilân edilmişti. İhtiyaçlar giderildikten sonra Trablusgarp Fırka Kumandanlığının yaptığı plan, Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa’nın emirleri ile son halini almıştı. Bölge için yapılan plan gayet basit ve açıktı. İtalya kuvvetleri bölgeye bir saldırı gerçekleştirirse, Trablusgarp kuvvetleri ve halkı eldeki kuvvetlerle karşılık verecekti. Bundan bir başarı sağlanamazsa, Vilayet kuvvetleri ve halk, iç kesimlere çekilecekti. İç kesimlere çekilmeyle birlikte düşmana karşı mücadele çete savaşları halini alacaktı. Böylece düşman kuvvetlerine ani baskınlar yapılacaktı. Bu baskınlar ile hem düşman yıpratılacak hem de İtalyanların ellerindeki cephane ve silahlar ele geçirilecekti.

Osmanlı Hükümeti diplomatik girişimlere devam ederken Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa, Vilayete çektiği telgrafta planın uygulanmasını istemiştir. Plan gereği cephanelerin, silahların ve erzakların iç kısımlara taşınması gerekiyordu. Yalnız bu hazırlıkların gizlilik içerisinde yapılmasını emretmiştir. Çünkü Osmanlı Hükümeti’nin diplomatik temaslarının devam ettiği bir süreçte, bu yapılanların İtalyanlar tarafından duyulması istenmiyordu. Böylece bu durumun diplomatik ilişkilere zarar vermemesi amaçlanıyordu. Direniş için yapılan plan ile Vilayet kuvvetlerinin ve halkın iç kısımlara çekilmesi gerekiyordu. Bu bir nevi kıyı şeridinin İtalyanlara teslim edilmesi demekti. Bu nedenle halkın çoğu, evlerini ve mallarını savunmayı düşünüyordu. Yapılan plana rağmen şehirlerini terk etmeye yanaşmıyorlardı.

Bu planlara ek olarak, Osmanlı Hükümeti bölgede nüfuz sahibi tarikatlarla da iletişime geçmiştir. Nüfuz sahibi kişilerden ve tarikatlardan yardım istemiştir. Özellikle bölgeye giden gönüllü subaylar, Senûsî tarikatı ile irtibata geçmiştir. Savaş başladığında Osmanlı yönetimi, bölgeye hala askeri personel gönderememişti. Devletin bölgeye asker göndermesi için önünde iki seçeneği vardı. Birincisi deniz yolu vasıtasıyladır. İkincisi ise kara yoludur. Bu dönemde Osmanlı donanmasının güçsüz olması ve İtalyan kuvvetlerinin hem sayıca hem güç olarak üstün durumda olması nedeniyle deniz yolu tercih edilememiştir. İkinci yolun tercih edilememesinde, Mısır’ın İngilizlerin, Tunus’un Fransızların himayesi altında olması etkili olmuştur. Osmanlı Hükümeti, kara yolu ile asker göndermek istese bile İngiltere ve Fransa’nın bu geçişe izin vermeyeceği açıktı. Çünkü İngiltere, savaş esnasında Mısır’ın tarafsız kalacağını bildirmişti. İtalya, 29 Eylül tarihinde Osmanlı Devletine karşı savaş ilanı etmesiyle birlikte donanması şehri ablukaya almıştı. 30 Eylül’de karaya çıkan İtalyan temsilcisi, Trablusgarp Kumandan Vekili Neşet Bey’den şehrin teslim edilmesini istemişti. Kumandan Neşet Bey bu teklif üzerine, Mahmut Şevket Paşa’ya durumu iletmiştir. Mahmut Şevket Paşa cevabında, Osmanlı Hükümetinin, Avrupalı devletler nezdinde diplomatik girişimlerinin devam ettiğini belirtmiştir. Bu nedenle İtalya askerine şu durumda bir karşılık verilmemesini, hatta kıyıda bazı yerlerin terk edilerek İtalyan kuvvetlerinin kıyıya çıkmalarına izin verilmesini bildirmiştir.  1 Ekim tarihinde İtalyan Amiral tarafından gönderilen heyet, Trablusgarp yöneticilerine şehrin teslim edilmesini istemiştir. Bu esnada Trablusgarp’ta en yetkili
görevli olan Defterdar Besim Bey ve yanındaki yöneticiler, böyle bir yetkilerinin olmadığını ifade etmişlerdir. Bu isteği hükümetlerine bildirmeleri gerektiğini, ancak onlardan gelecek cevaba göre hareket edebileceklerini söylediler. Bunun dışında İtalyan heyete; merkezden cevap gelinceye kadar İtalyan zırhlılarının sahilde serbestçe demir atmaları ve hiçbir tecavüze uğramadan gelip gitmelerinin sağlanması için bölgedeki bütün istihkâm bataryaları ve savunma araçlarının susturulacağını, bunlar yapılırken İtalyan subayların nezaretinin kabul edilemeyeceği bildirilmiştir. Bu cevapla birlikte Trablusgarp yöneticileri kendilerine 2 Ekim’e kadar zaman tanınmasını istediler.

2 Ekim tarihinde Trablusgarp yöneticileri ile görüşen Amiral Thaon de Revel ve beraberindeki iki İtalyan subay, bombardımana gerek kalmadan şehrin teslim edilmesini yineledi. Trablusgarp Kumandanı Neşet Bey ve Vali Vekili Defterdar Besim Bey, ellerinde böyle bir yetkilerinin olmadığını tekrarladılar. Kendilerine merkezden haber gelene kadar süre vermelerini istediler. Bu esnada İtalyan filosu tarafından Trablusgarp ve Malta arasındaki telgraf kabloları kesilmişti. Bu yüzden Trablusgarp yöneticilerinin doğrudan merkezle bağlantısı da kalmamıştı. İtalyan yetkililer, telgraf kablolarının kesilmesinden dolayı Osmanlı Hükümeti ile görüşmelerinin mümkün olmayacağını, şehrin teslimi konusunda en yetkili Trablusgarp yöneticisi ile görüşebileceklerini ilettiler. Türk yöneticiler, böyle bir yetkilerinin olmadığını tekrarladılar. İtalyan telsizleri ya da Tunus telgraf hatlarını kullanarak başkent ile iletişime geçmek için izin istediler. Bunun üzerine İtalyan heyet,
Trablusgarp yöneticilerinin bu durumu Amiral Faravelli ile görüşmelerinin daha uygun olacağını bildirdi. Kumandan Neşet Bey hastalığını ileri sürerek bu görüşmeye gitmedi. Onun yerine Defterdar Besim Bey gitti. Amiral Faravelli, Defterdar Besim Bey ve beraberindeki heyete bir ültimatom vermiştir. Amiral’in vermiş olduğu ültimatom da şu istekler yer alıyordu:

1. Şehrin teslimi hususunda İstanbul’dan cevap gelene kadar İtalyan gemilerinin kıyıda serbestçe demir atması ve hiçbir tecavüze uğramadan gidip gelmeleri sağlanmalıdır.

2. İtalyan gemilerinin güvenliği açısından, bütün istihkâmlar, bataryalar ve savunma vasıtaları kullanılamayacak hale getirilmelidir.

3. İtalyan subayların, tedbirlerin alınıp alınılmadığını denetlemelerine izin verilmelidir.

Trablusgarp yöneticileri, verilen ültimatom karşısında merkezden emir gelmeden bu istekleri kabul edemeyeceklerini bildirdiler. Bunun üzerine İtalyan deniz kuvvetleri komutanı Amiral Favarelli, 3 Ekim’de şehri bombalamaya başladı. Bombardımana Trablusgarp kalesinden de karşılık verildi. Bombardıman başladığında, Trablusgarp’ta bulunan Türk askerlerinin sayısı (geri hizmette bulunanlar dâhil olmak üzere) 5000 kişiydi. Tabyalardaki 12 toptan başka 24 kadar sahra topu mevcuttu. Bingazi’de ise 2000 kişilik bir kuvvet bulunmaktaydı. İtalyan askeri kuvveti ise 40.000 kişi civarındaydı. 5 Ekim tarihinde İtalyan kuvvetleri kıyıya çıktılar. 6 Ekim’de şehir İtalyanlar tarafından işgal edildi. Trablusgarp’ta savaş devam ederken aynı zamanda İtalyan
kuvvetleri Derne, Tobruk, Homs ve Bingazi’yi de işgal etmek amacıyla harekâtta bulundular. 4 Ekim’de Tobruk, 16 Ekim’de Derne’nin işgalini tamamladılar. Birkaç gün içinde Homs Kazası da İtalyanların eline geçti. Son olarak 20 Ekim tarihinde Bingazi şehri İtalyanlar tarafından işgal edilmiştir.

Trablusgarp Savaşı’nda Osmanlı Gönüllü Askerleri

Osmanlı Hükümeti, diplomatik girişimlerden bir sonuç çıkmaması üzerine bölgenin savunulmasına karar vermiştir. Daha önce belirttiğimiz gibi Osmanlı Hükümetinin planı açıktı. İlk etapta diplomatik girişimlere bel bağlanmıştı. Diplomatik girişimler sonucunda İtalya’ya verilecek bazı tavizlerle bu meselenin çözülmesi planlanmıştı. İtalya’nın Trablusgarp ve Bingazi’yi ele geçirmekte ısrarcı olması, Osmanlı Hükümetinin de bu bölgeyi bırakmak istememesi, bir uzlaşma sağlanamamasına neden olmuştur. Bu gelişmelerin ardından daha önce planlanan eldeki kuvvetlerle, Trablusgarp vilayetini savunma düşüncesi uygulamaya konuldu. Böylece bölge, güçlü bir direnişle savunulurken, İtalya’da bir barışa ikna edilebilecekti. Savaş başlamasıyla birlikte vilayetin savunma gücünü artırmak için Mahmut Şevket Paşa’nın emirleri uygulamaya koyuldu. Trablusgarp kuvvetleri, yerli halk, silahlar ve cephaneler iç kısımlara kaydırılmaya başlandı. Bu plan uygulamaya konulduğu sırada, Trablusgarp’ta bulunan kuvvetler sınırlı sayıdaydı. Halk dağınık bir haldeydi. Bölge kuvvetlerini ve halkı, düşmana karşı teşkilatlandıracak kişilerde
bulunmamaktaydı. Trablusgarp’ın savunulması fikri ortaya çıkmasıyla birlikte özellikle Vatansever Türk subayları bölgeye gitmek için harekete geçtiler. İtalya donanmasının Trablusgarp’ı ablukaya alarak bombardımana başladığı tarihlerde Enver Bey, Berlin Ataşemiliteri olarak görev yapmakta idi.  İtalya’nın saldırısı üzerine Trablusgarp’ı savunulması gerektiğini düşünen Enver Bey, İstanbul’a doğru yola çıkmıştı. Yolculuğu esnasında Selanik’te, İttihat ve Terakki Cemiyetinin Trablusgarp Savaşı hakkında yaptığı toplantıya katıldı. Toplantı esnasında Enver Bey, fikirlerini Cemiyet ile paylaştı. Enver Bey’in toplantı esnasında açıkladığı fikirlerini anılarından öğrenmekteyiz. Anılarına göre; Bölgede yeterli kuvvet olmadığı için ilk etapta İtalyanları iç kısımlara çekilmesini, daha sonrada gece baskınları ile bu düşman birliklerinin ortadan kaldırılmasının doğru olacağını ifade etmiştir. Toplantıya katılan cemiyet üyeleri, bu görüşleri benimsemiştir. Toplantı sonrası Enver Bey, Mahmut Şevket Paşa ile görüşmek üzere İstanbul’a geçmiştir.

Fotoğraf: İsmail Enver Bey. O zamanlar genç bir Osmanlı Binbaşısı olan Enver Bey, Berlin’de Osmanlı Ataşemiliterliği (askeri elçi) görevindeyken işgal haberini almış, sahte bir kimlik ve kılıkla gizlice Trablusgarp’a geçerek direnişin öncülüğünü yapmıştır.

Trablusgarp'ta Bir Avuç Kahraman: İttihatçı Subaylar Ve Libya'da Destansı Mücadele 3

Enver Bey, İstanbul’a geldiğinde ilk olarak Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa ile görüşmüştür. Mahmut Şevket Paşa, bu görüşme sırasında devletin topyekûn bir savaşa giremeyeceğini belirtmiştir. Buna rağmen bölgenin kolay bir şekilde İtalyanların eline bırakılmasına da razı değildi. Bu yüzden eldeki kuvvetler ile savunulmaya devam edilecekti. Eğer bölge direniş gösterilmeden İtalya’ya bırakılırsa, bu diğer devletlere örnek olabilirdi. Bu durumda Osmanlı Devletinin parçalanması anlamına gelirdi. Zaten İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri, 1911 tarihli kongrelerinde Trablusgarp ve Bingazi’de Osmanlı hâkimiyetinin devam etmesi kararını almışlardı. Mahmut Şevket Paşa ile Enver Bey’in yaptığı görüşme esnasında savaşa katılmak isteyen subayların bölgeye gizlice gitmesi kararlaştırılmıştı. Trablusgarp meselesi diplomatik girişimler sonucu çözülürse, mesuliyet giden subayların olacaktı. Kararlar alındıktan sonra Mustafa Kemal ve Eşref Bey, Enver Bey’in Beşiktaş’ta ki evinde buluştular. Yola çıkmadan önce harekât tarzı planlarını son kez gözden geçirdiler. Hükümetten izin alınıp, kararlar verildikten sonra genç subaylar farklı
kimliklerle, gizli bir şekilde Mısır ve Tunus üzerinden Trablusgarp’a doğru yola çıktılar. Trablusgarp savunması için ön plana çıkan Türk subaylar arasında şu isimler bulunmaktadır. Binbaşı Enver Bey, Kolağası Mustafa Kemal Bey, Fuat Bey (Bulca), Nuri Bey (Conker), Eşref Bey (Kuşçubaşı), Ali Fethi Bey (Okyar), Halil Bey (Enver Bey’in amcası), Nuri Bey (Enver Bey’in kardeşi), Ekrem Bey (Müşir Recep Paşa’nın oğlu) Trablusgarp savaşına gönüllü olarak katılmışlardır.

Enver Bey, 9 Ekim’de Padişah ile son kez görüştükten sonra yola çıktı. İskenderiye üzerinden Trablusgarp bölgesine geçti. Mustafa Kemal Bey’de Naci Hakkı ve Yakup Cemil Beyler ile 15 Ekim günü bölgeye gitmek için yola çıktılar. Mustafa Kemal Bey ve arkadaşlarının yolda paraları bitmişti. Maddi olarak kimseden bir yardım alamadılar. Bunun üzerine, Genel merkezden üç yüz lira istediler. Genel merkez, para gönderemeyeceklerini, bu konu için Enver Bey’e ulaşılmasını istedi. Daha sonra Mustafa Kemal Bey’in senediyle Naci Bey, Ömer Fevzi Bey’den iki yüz İngiliz lirası aldı. Böylece yola devam edildi. Mustafa Kemal Bey, yolda hastalandı. Hastalığından dolayı İskenderiye’ye döndü. On beş gün hastanede kaldı. Bu arada, Nuri (Conker) ve Fuat (Bulca) Beyler de onlara katıldılar. Böylece Mustafa Kemal, Trablusgarp topraklarına şair Ömer Naci, Nuri (Conker) ve Fuat (Bulca) Beyler ile birlikte girdi. Mustafa Kemal, Mısır’da bulunduğu sırada Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa ile görüşmüştü. Bu esnada Mısır’da bulunan Şeyh Senûsî tarikatına bağlı gönüllü kişileri alarak yollarına devam ettiler. Yol boyunca birçok kez Mısır’da bulunan İngilizlere ait güvenlik güçlerine yakalanma tehlikesi geçirmişlerdir. Yaşanan bu tehlikelere rağmen sonunda bölgeye ulaşmışlardır. Mustafa Kemal’in bölgedeki ilk görev yeri Calût Kazası olmuştur. Buraya gelerek başta Şeyh Senûsî tarikatı olmak üzere diğer tarikatlardan direnişe katılmaları için yardım istemiştir. Bu istek Şeyh Senûsî nezdinde kabul edilerek tarikatıyla birlikte
mücadeleye katılmışlardır. Hatta Şeyh Ahmet Senûsî, mücadeleye katılmakla birlikte Müslümanlar için cihat ilân etmiştir. Bu cihat çağrısı, Trablusgarp’ta karşılık bulmuştur.

Mustafa Kemal Bey Calut’taki görevini yerine getirdikten sonra ilk olarak Tobruk’ta düşmana karşı mücadele etti. Buradaki mücadelesinden sonra Derne’ye geçmiştir. Derne’deki muharebeler sırasında gözünden yaralandı. Bir ay kadar Hilal-i ahmer (Kızılay) Hastanesinde tedavi görmüştür. Tam anlamıyla iyileşmeden görevinin başına döndü. Tobruk ve Derne bölgelerinde önemli ve başarılı hizmetlerde bulundu. Mustafa Kemal, bu gelişmeler yaşanırken 6 Mart 1912 tarihinde Derne Komutanı olarak atanmıştır. Trablusgarp Savaşına gönüllü olarak katılan subaylardan birisi de Ali Fethi Bey’dir. Ali Fethi Bey, savaşın başladığı dönemde Paris Askeri Ateşesi olarak görev yapmaktaydı. Savaşın başlamasıyla birlikte Ali Fethi Bey’de Tunus üzerinden bölgeye
gelmiştir. Ali Fethi Bey’in bölgeye gelmesi ile birlikte görev dağılımda bir değişiklik yaşanmıştır. Bu sırada Trablusgarp Kumandanı Neşet Bey, bölgeye gelen subaylar ile anlaşmazlıklar yaşamaktaydı. Hükümet, bu durum üzerine Neşet Bey’e Trablusgarp Valiliği görevini vermiştir. Ali Fethi Bey’de böylece Trablusgarp Kumandanı olmuştur. Fethi Bey, bölgedeki kumandanlığı sırasında düşmana karşı önemli başarılar kazanmıştır. Gönüllü subayların oluşturdukları teşkilatlanmalar sayesinde direniş güçlenmiştir. Türk subaylar, etkili bir savunma yapmak için Trablus Komutanlığı (Komutan Albay Neşet Bey), Bingazi Komutanlığı (Kurmay Yüzbaşı Enver Bey), Derne Komutanlığı (Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal Bey) şeklinde üç kısma ayırmışlardır.

Trablusgarp'ta Bir Avuç Kahraman: İttihatçı Subaylar Ve Libya'da Destansı Mücadele 4

Bingazi Komutanlığı görevini yürüten Enver Bey, bölgede yaşayan Arap kabileleri kısa sürede örgütlemişti. Böylece kısa sürede 20.000 kişiye yakın direnişçiyi etrafında toplamıştı. Türk subaylar, bölgede idareyi ele alıp, buldukları askerler ve yerli halktan gönüllülerle bir mukavemet cephesi oluşturdular. Böylece başarılı sonuçlar alınmaya başlandı. Bu başarılar İtalyan askerlerinin kıyıdan içeri girememelerine sebep olmuştur. Trablusgarp’ta kesin bir başarı sağlanmaması üzerine İtalya, savaşı geniş alana yaymak için hazırlıklara başlamıştır. Böylece Osmanlı Devletini zor durumda bırakarak hedefine ulaşmayı planlıyordu. Türk subayları, Trablusgarp için verdikleri mücadelede başarılarını artırarak devam ettirirken Balkanlarda da karışıklıklar başlamıştı. Balkanlarda, İstanbul’u tehdit eden bir savaşın çıkması üzerine Trablusgarp’ı savunmak için gelen Türk subaylar (Mustafa Kemal, Enver Bey… gibi)  geri dönmek zorunda kaldılar. Balkanlarda başlayan savaşa katılmak için giden subayların dışında, bölgede çok az sayıda kalan gönüllü subay mücadeleyi devam ettirdiler.

İtalyan Savaş Taktikleri

İtalyanlar, 29 Eylül’de Osmanlı’ya karşı savaş ilân etmişlerdi. Bu savaş ilânı ile birlikte İtalya, bölgeyi hemen ele geçireceğini düşünüyordu. Yalnız bu düşüncesi hemen gerçekleşmedi. Ekim ayı boyunca sadece kıyı şeridini ele geçirebildi. Kıyılardan iç kısımlara giremedi. Türk subaylarının liderliğinde yapılan başarılı direnişler, İtalyan kuvvetlerinin iç bölgelere girememesinde etkili olmuştur. Hatta bir süre sonra Türk subaylarının emrindeki birlikler düşmana karşı taarruzlarda bulunmuşlardır. İtalya, savaşın arzuladığı şekilde devam etmemesi ve istediği sonuçları alamaması üzerine bölgedeki durumu kötüleşti. Bunun üzerine, Trablusgarp’taki savaşı geniş alana yaymayı düşündü. Savaşı geniş alana yayarak Osmanlı Devletini zor duruma düşürmeyi amaçlıyordu. Bunun karşılığında da Trablusgarp ve Bingazi’yi ele geçirmeyi hedeflemişti. Trablusgarp’taki yaşanan gelişmeler üzerine İtalya, savaş taktiğini değiştirmiştir. Savaşı Trablusgarp dışında Kızıldeniz, Beyrut, Çanakkale ve Ege adalarına yaymaya karar vermiştir. Böylece Osmanlı başkentini yakından tehdit edip, Osmanlı Hükümetini barış istemek zorunda bırakmayı planlıyordu. İtalya, Akdeniz’de planını uygulamaya koymadan önce büyük devletlere danışarak onaylarını almak istemiştir. Büyük devletler kendi çıkarlarına ters düşmemesi ve savaşın Avrupa’ya sıçramaması koşuluyla İtalya’yı bu konuda serbest bırakmıştır. Yalnız içlerinden Avusturya, İtalya’nın savaşı yaymasına sıcak bakmıyordu. Avusturya, İtalya’nın savaşı Ege denizine yaymasının Balkanlarda bir karışıklığa yol açabileceğini düşünüyordu. Bu durumun kendi çıkarlarına aykırı olduğunu bildirerek İtalya’ya karşı çıkmıştır.

İtalya, bunun üzerine Avusturya’yı ikna etme çabalarına girişmiştir. Amacının, Ege denizinde birkaç adayı işgal ederek Osmanlı Hükümetini barışa zorlamak olduğunu, bu durumun bir sorun yaratmayacağını bildirmiştir. Hatta On iki Ada ve Rodos’un Avrupa’da bulunmadığını, Asya sınırlarında olduğunu iddia etmiştir. İkna çabalarının sonuçsuz kaldığı bir anda İtalya, üçlü ittifak’ı yenilememe resti üzerine Avusturya yumuşamıştır. İtalya, Avusturya’nın kararını değiştirmesi üzerine Kızıldeniz’de bazı Osmanlı limanlarını abluka altına alıp, harekâtlara başladı. İtalya donanması, 24 Şubat 1912 tarihinde Beyrut limanını bombalamıştır. Normal şartlar altında Lahey Sulh Konferansı kararlarına göre; açık limanlara saldırmak yasaktı. Ancak limanda bir askeri tesis ya da savaş gemisi bulundurulduğunda bu yasak kalkıyordu. Beyrut limanında bu esnada Osmanlı donanmasına ait eski, iki savaş gemisi bulunmaktaydı. İşte bu iki küçük gemi nedeniyle İtalyanlar, Beyrut limanını bombalamıştır. İtalya, bu bombardıman sonucu istediği başarıya ulaşamamıştır. Planın başarıya ulaşmaması üzerine, Trablusgarp’ı ilhak ettiğini duyurdu. Bu ilhak kararı, ne Osmanlı Hükümeti üzerinde, ne de Trablusgarp’taki direniş üzerinde beklenen etkiyi göstermedi. Osmanlı Devleti bu ilhak kararını tanımadı. Trablusgarp’ta bulunan Türk subayları da bu kararın açıklandığı esnada savaşmaya devam ediyorlardı. Bu gelişmelerin ardından İtalya, savaşı Ege Denizine yaymayı planladı. Bu plan doğrultusunda ilk olarak Ege adalarını işgal etmek istiyordu. Daha sonra Akdeniz’de gücünü göstererek, Başkent’i tehdit etme düşüncesindeydi.

Trablusgarp'ta Bir Avuç Kahraman: İttihatçı Subaylar Ve Libya'da Destansı Mücadele 5

İtalya, Trablusgarp dışında Kızıldeniz’de ve Beyrut’ta harekâtlara devam ediyordu. Bu yaptığı harekâtların hiçbiri kendisine mutlak başarı sağlamamıştı. Bunun üzerine Avrupalı devletlerden barış için arabuluculuk yapmalarını teklif etti. Büyük devletler tarafından Osmanlı Yönetimine barış teklifi sunuldu. İtalya, Osmanlı Hükümetinin bu konudaki görüşünü beklemeden Çanakkale Boğazı’na saldırdı. (18 Nisan 1912) Bu saldırı sırasında Osmanlı Hükümeti, boğazları kapattığını açıkladı. Zaten Hükümet, olası bir harekât durumunda boğazları kapatacağını ve Osmanlı sınırları içerisindeki İtalyanları sınır dışı edeceğini daha önce beyan etmişti. Osmanlı kuvvetleri daha önceden İtalya’nın boğazlara saldırma ihtimaline karşılık Çanakkale Boğazında savunma tedbirleri alarak mayın döşemişti. İtalyan donanması, Çanakkale Boğazının mayınla dolu olması nedeniyle iç kısma girememiştir. Bu yüzden harekât başarısızlıkla sonuçlandı. Bunun üzerine İtalya donanması, Osmanlı donanmasını boğazın dışına çekerek savaşmayı denese de bu da mümkün olmamıştır. İtalya’nın Çanakkale Boğazına saldırdığı gün Osmanlı Mebusan Meclisi
açılmıştı. Açılış konuşmasını yapan Padişah, Trablusgarp’ta hukuki ve fiili egemenliğin verilmediği sürece barışa yanaşılmayacağını, açıklamıştır. Bu açıklamaya paralel olarak Osmanlı Hükümeti de, barış teklifine bu doğrultuda cevap vermişti. Hükümet, barış teklifine cevap olarak; Trablusgarp ve Bingazi’de padişahın fiili olarak haklarının kalması, İtalyanların Trablusgarp ve Bingazi’yi ilhaktan vazgeçmesini istiyordu. Ek olarak da İtalya’nın askerlerini geri çekmelerini bildirmişti. Bu cevaba kızan İtalya, On iki Ada’nın218 işgali için harekâta geçmiştir. İtalya, On iki Ada’ya saldırmakla savaşı kısa sürede sonlandıracağını düşünüyordu. Adaların işgali ile hem Başkenti hem de Anadolu kıyılarını tehdit edecekti. Bu işgal tehlikesi karşısında Osmanlı Hükümeti de Trablusgarp ve Bingazi’yi kendisine terk edecekti.

İtalya, On iki Adalar içerisinde ilk olarak Astropalya Adasını işgal etmiştir. Şehre giren İtalyan askerleri, Türk garnizonunu kuşatmıştır. İçerisinde 10 Osmanlı Jandarması bulunan garnizon teslim olmuştur. İtalya elde ettiği bu adayı bölgedeki diğer işgaller için üs olarak kullanacaktı. Astropalya Adasının işgalinden sonra İtalyan askerleri, Herke Adasını ele geçirmiştir. Bu iki adanın işgalinden sonra sırasıyla; Kilimli, İncirli, Kerpe, Kasot, İlyaki, Leros, Patmos, Lipsos, Sömseki ve son olarak ise İstanköy Adası 20 Mayıs’ta İtalyanların eline geçmiştir. On iki Ada, İtalya kuvvetleri tarafından kolay bir şekilde ele geçirilmiştir. Çünkü bu adalarda Osmanlı askeri yok denecek kadar azdı. Adalarda ortalama 10 ila 30 kişi arasında Osmanlı jandarma kuvveti bulunmaktaydı. Bu yüzden sayıca çok olan İtalyan askerine karşı bir direniş gösterilememiştir. İtalya, ele geçirdiği adaların halkına ilk zamanlar çok iyi davranmıştır. Hatta ada halkına İtalya egemenliğinde bir özerklik dahi vaat etmiştir. Adalarda yaşayan Rum halkı, işgalden memnun görünüyordu. Bu işgalleri, Yunanistan ile birleşmek için kullanmak istiyorlardı. İtalyan komutanların adalarda yapmış olduğu konuşmalar, ümitlerini daha da artırmaya yetmişti. Bunun üzerine 3 Haziran 1912 tarihinde “12 Ada Komitesi” Rodos ve On iki Ada’nın Grek olduğu için Yunanistan ile birleşmeleri gerektiğini, iki memorandumla açıkladılar. Bu memorandumları destekleyecek toplantılar yaptılar. Bunun üzerine İtalyan General Ameglio, son yapılan kongreyi dağıtarak, ada halkına yasaklar getirdi.

On iki Ada’nın işgali esnasında İtalyan kuvvetleri, Rodos Adasını da harekât düzenledi. Harekât sırasında direnişle karşılaştı. Ancak sınırlı sayıda olan Osmanlı kuvvetleri, güçlü İtalyan kuvvetleri karşısında çok fazla direniş gösteremedi. Böylece On iki Ada ve Rodos, İtalya’nın eline geçti. İtalya, On iki Ada ve Rodos’u ele geçirmekle, Osmanlı Hükümeti karşısında son derece güçlenmişti. Buna rağmen hala bir barış yapılamamıştı. Bunun üzerine İtalya, 18-19 Temmuz 1912 tarihinde Çanakkale Boğazına ikinci kez saldırdı. Ancak Osmanlı kuvvetlerinin açtığı ateş sonucu geri çekilmek zorunda kalmıştır. Bu gelişmelerin ardından iki devlet yetkilileri arasında barış görüşmeleri başladı.

Yararlanılan Kaynaklar

Mehmet Yüksel, Osmanlı Son Döneminde Trablusgarp Vilayetinin Sosyal Ve Ekonomik Yapısı (1872-1911)

Nuri Karakaş, “Askeri ve Siyasi Yönleriyle İtalyan Donanması’nın Çanakkale Boğazı Harekâtı”, Gazi Akademik Bakış Dergisi, Cilt:6

Sina Akşin, Kısa Türkiye Tarihi

Tahsin Ünal, Türk Siyasi Tarihi

Hamdi Ertuna, 1911-1912 Osmanlı-İtalyan Harbi ve Kolağası Mustafa Kemal

Orhan Koloğlu, Trablusgarp Savaşı ve Türk Subayları

Commodore W. H. Beehler, 1911-1912 Türk İtalyan Savaşı

Yusuf Gedikli, Trablusgarp Cephesi Hatıraları

Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasi Partiler

Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa

Cemal Kutay, Trablusgarp’ta Bir Avuç Kahraman

Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Cilt:1

 

*Bu çalışmanın tüm hakları, Mehmet Yüksel’e aittir.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün